İrlanda: “Kadınlar için bir hapishane” – Sevilcan Başak Ünal

"Bedenlerimiz hala savaş alanı."

“İrlandalılar, çocuklarına ancak doğana kadar önem verirler,” diyor yeni tanıştığım arkadaşım. O da, bütün genç İrlandalılar gibi akşam çöküp köpüklü birasını içmeye başlayana dek ‘canı sıkkın’ sonrasında ise konuşkan (genelleme yapmanın dayanılmaz çekiciliği!). Buradaki çoğu insan, İrlanda’nın kadınlar için bir hapishane, erkekler için ise bir mezarlık olduğunu düşünüyor. Çoğu İngiltere, Amerika ya da Avustralya’daki İrlandalılar gençken hiç sektirmeden her Noel’de, yaşlanınca ise ölümü beklemek için buraya dönüş yapıyorlar. “Güzel ve yalnız” bir ülkeden gelen benim içinse bu durum ilk bakışta anlaşılmaz – çünkü bence burası da yeşili ile güzel, tarih ile yalnız ve ardına düştüğüm büyük yazarlarıyla kıyaslanamaz.

“Kürtaja mı ihtiyacın var? Senin bedenin, senin kararın.”

Bir tuvalet kapısının arkasına yapıştırılmış el ilanı ile “kadınlar için bir hapishane” kavramı gözümde canlanıyor. Bu ilan, hamile kalan ve kürtaj isteyen kadınlar için “ilaç” sağlayabileceğini söyleyen bir destek grubuna ait. İrlanda’da sadece kürtaj yaptırmak ya da uygulayan sağlıkçı olmak değil, kürtajı önermek ya da desteklemek bile yasak. Sizin de aklınıza aynı şey geldi, değil mi? Peki ya sadece daha fazla genişlemek istemeyen aileler değil de (bu aileler için kürtajın yasak olabileceğini düşündüğüm sanılmasın, yalnızca hakim görüş açısından bakmaya çabalıyorum) aklımıza geldiğinde bile tüylerimizin diken diken olduğu durumlar? Ya tecavüzler, ensestler, çocuk istismarları? Gebelik depresyonu? Bu durumda anne adayı (!) olarak siz, paranızla bir avukat tutmak zorundasınız – sizi savunmayı kabul edecek birini bulacak kadar şanslıysanız. Fetüs için ise devlet bedava bir avukat sağlıyor çünkü kürtaj istediğinizi söylediğiniz anda katil damgası yiyorsunuz. Kürtaj yaptırdığınız ortaya çıkarsa cinayetle yargılanıyorsunuz ve on yedi yıl hapisle cezanız başlatılıyor. Yasa, hiç bir durum için esnemiyor. Çok nadiren, annenin hayatını kurtarmanın gerektiği tıbbi durumlarda örneklere rastlanılmış olsa da, bu çocuğu istemediğinizi kanıtlamak için üç ayrı psikiyatrdan intihara meyilli olduğunuz ve çocuk doğarsa bunu gerçekleştirebileceğinize dair onay almanız gerekiyor.

Durumun ciddiyetini anlatan örnekler sayısız – en çok ses getireni ise bir kaç sene önce Hint Savita Halappanavar’ın

hikayesi oldu. Hemen ertesi gün, gazetede kürtaja izin verilmediği için doğum yapacak olan 14 yaşındaki bir istismar mağdurunun hikayesini okuyorum. Bir soru zihnimde beliriyor: Sağlıkçılar bu duruma nasıl yaklaşıyor? Bir pro-life doktoruysanız, yani kürtaj karşıtı iseniz (yani, tüm tıbbi bilginize rağmen henüz yalnızca bir hücre topluluğu olan ve ileride insan formu alma potansiyeli bulunanı, hali hazırda kendi isteklerine dayanan kararları ile vücudu üzerinde hak sahibi olma ihtiyacı güden bir bireye yeğliyorsanız) elbette şüpheyle… Herkesin “iyi birer Katolik” olmakla övündüğü İrlanda’da, tıbbi camia çoğunlukla böyle.

Şimdi sahneyi biraz değiştiriyoruz. Dört gündür dinmeyen yağmur biraz insafa geldi ve şehir

“Kürtaj, atan bir kalbi durdurur. Yaşam için bir araya gelin.”

büyük bir yürüyüşe hazırlanıyor: Rally for Life. Geniş ve büyük aileler kürtajın yasal olma ihtimaline karşı yürüyor. İhtimal, çünkü yakın zamanda yeni oylamalar olacak. Daha önce kürtaj şartlarını açıklayan yasa, annenin sağlığını kapsayan bazı durumlar için az da olsa genişletildi. Şimdi insanlar daha fazlası için çözüm arıyor. (Yürüyüş akşamı buluştuğum Arjantinli arkadaşım onlarda da kürtajın yasak olduğunu ancak bu kadar da insafsız olmadıklarını söyleyerek bir parça övünüyor!) Peki “hakim güç” ne yapıyor? Papa, bu yılın içinde mutlaka İrlanda’yı ziyaret edeceğini açıklıyor. En son Papa ziyareti ’79’da, John Paul II tarafından yapılmıştı. İrlandalı orta yaşlı insanların bir çoğunun adının bu nedenle eski Papa’dan geldiğini tahmin edersiniz. Papa’nın neler diyeceği şimdiden belli sayılır – asıl merak konusu insanların nasıl cevap vereceği. Çünkü bir yandan da İrlanda, halk oylaması ile evlilik eşitliğini yasal kılan ilk ülke. ’93 yılına dek “yasak” olan eşcinsellik, şimdilerde eşcinselliğinden ‘üstü kapalı’ bahseden sanatçıların eserlerinin yeniden okunmaları ile geriye dönük bir aydınlanmaya da tabi tutuluyor.

Bu yıl 24 Haziran’da devasa bir kutlama ile gerçekleştirilen Onur Yürüyüşü’nde aynı tema defalarca vurgulanıyor: Ezilen, hor görülen, hak ettiğini alamayan, haklarının var olduğu bile göz önünde bulundurulmayan her bir birey için, “bir arada hareket etmek” gerekiyor. Bunun için İrlandalı kadınlar, acilen desteğe ihtiyaç duyuyor. Çünkü maddi durumu yeterli olanlar hala İngiltere ve Hollanda’ya “hafta sonu tatilleri” yapıp kürtaj olabilirken, diğerleri, hele ki göçmenler için kapılar daha sert çarpılıyor.

“Kadınlar için bir hapishane” teması, geçtiğimiz yüzyılın sonlarına dek bir kadının çocuk sahibi olduktan sonra çalışmasının kötü görüldüğünü öğrenince, zihnimde daha iyi oturuyor. Bunun altında bir yandan, yalnız kürtajın değil, doğum kontrol yöntemlerinin de uygun bulunmaması yatıyor. Boşanma, ’95 yılında yine halk oylaması ile serbest bırakılıyor. Nüfus planlaması olmaksızın genişleyen ailelerin, sayıları çoğunlukla bir desteyi geçen çocuklarına bakmak bir annenin “tam zamanlı işi” oluyor. Bu kontrolsüz nüfusun ihtiyaçlarını, en başta da istihdam yaratma gerekliliğini karşılayamayan İrlanda ise, gittikçe daha fazla göç veriyor. Yani sıradan bir İrlandalı aileye doğan çocuk, oldukça normal karşılanan “disiplin amaçlı ve gerekli miktarda dayak”, yorgun ebeveynler ve geleceğin korkutucu belirsizliği ve şimdilerde aşılmaya başlansa da en az Katoliklik kadar ağır bir tema olan “milliyetçilik” ile büyüyor. Bu temaların yıkılmaya başlamasındaki en büyük etken ise Kilise’nin çocuk tacizlerinin ortaya çıkması. Birçok İrlandalı artık Kilise’ye güvenmiyor, ancak eğitimin büyük kısmında ve sosyal otoritelerce Katolik Kilisesi hala büyük bir güç.

Nihayetinde, zihnim “hapishanelerin ve mezarlıkların” güzel dünyamın her bir yerinde başka başka şekiller ve söylemlerle kendisini yinelediğini ama bu yeniden yaratımın her biçimine ancak güçlü, içten ve hep beraber verilen cevaplarla karşı gelinebileceğini vurguluyor.

Eve dönüş yolunda adları ancak ölümlerinden sonra dillendirilebilmiş, taciz mağduru çocuklar için yapılmış bir anıta denk geliyorum.

Arkadaşım bir yerlerde haklı: İrlandalılar çocuklarına ancak doğana kadar önem veriyor.

Peki ya dünyanın geri kalanı çok mu farklı?


Farazi Dergi’de üretilen yazılı veya görsel içerikler, kaynak gösterildiği müddetçe çoğaltılabilir, yayınlanabilir.

Yorumlar

yorum

Sevilcan Başak Ünal hakkında 1 makale
Hacettepe Tıp Fakültesi öğrencisi. Ankaralı. Okuyor, yazıyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*