Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin dili

Çeviri: Zeynep Şenel Gencer 

Pazartesi akşamı Mead Şapeli’nde davetli konuşmacı Jackson Katz, 400 kişilik bir kalabalığa—öğrenci,topluluk üyeleri, fakülte ve çalışanlar— ortak dilin cinsel şiddeti nasıl daimi hale getirdiğini kanıtladığında, yere iğne atsanız duyulurdu.

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet sorunları -ki bunlar cinsel şiddet, ev içi şiddet, çocukların cinsel olarak istismar edilmesi ve cinsel tacizi kapsıyor- toplum tarafından erkeklere dair sorunlar olarak görülmekten ziyade, “bazı iyi erkeklerin (çözülmesine) yardım ettiği/müdahil olduğu kadın meseleleri” olarak algılanıyor.

“‘Erkekler ve erkeklik’ toplumsal cinsiyete dayalı şiddet etrafında dönen söylemlerin çoğunda görünmez hale getirildi,” diyor Katz. Bu durum, “toplumda egemen gruplara meydan okunmadığı, güçleri ve ayrıcalıklarının sorgulanmadığı” düşünülürse hiç de şaşırtıcı değil. “[Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet meseleleri] kadınları her seviyede etkiliyor; fakat ben burada, tek başına bu sorunların ‘kadın meseleleri’ olarak nitelenmesinin de sorunun bir parçası olduğunu belirtmek istiyorum.”

UCLA’dan doktor olan bir eğitimci, yazar, film yapımcısı ve kültür kuramcısı olan konuk konuşmacı, dilin, bugün kadınları tehlikeye sokan toplumsal normları güçlendirdiği konusundaki argümanlarını destekleyen güçlü örnekler sundu.

“Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten bahsederken ‘kadın sorunları’ ifadesinin kullanımıyla ilgili ilk sorun, bu kavramın erkeklere ilgilenmemeleri için bir bahane sunuyor olmasıdır. Birçok erkek, ‘kadın sorunları’ ifadesini duyduğunda duymazlıktan gelmeye ve ‘hey, ben bir erkeğim’ diye düşünmeye meyilli; ve kelimenin tam anlamıyla ilk cümlenin ötesine de geçemiyorlar.”

İnsanların toplumsal cinsiyet şiddetini tartışmasının bir başka yolu pasif sesin kullanılmasıdır.

“Kaç erkeğin kadınlara tecavüz ettiğinden değil, geçen yıl kaç kadının tecavüze uğradığından bahsediyoruz. Geçen yıl kaç genç erkeğin genç kadınları taciz ettiğinden değil, geçen yıl okul bölgesinde kaç genç kadının tacize uğradığından bahsediyoruz. Geçen yıl kaç yetişkin ya da genç erkeğin genç kadınları gebe bıraktığından değil, Vermont eyaletinde geçen yıl kaç genç kadının hamile kaldığından bahsediyoruz.

“Dolayısıyla edilgen çatı kullanımının nasıl bir politik etkisi olduğunu görebilirsiniz. Konunun odağını yetişkin erkeklerden ve genç erkeklerden alıp yetişkin kadınlara ve genç kadınlara kaydırıyor. ‘Kadına şiddet’ ifadesi bile tartışmalıdır. Edilgen bir yapıdır; cümlede aktif bir fail/özne yoktur. Bu, kadınların başına gelen korkunç bir şeydir ama ‘kadına şiddet’ ifadesine baktığınızda bunu onlara yapan kimse mevcut değil. Bu, sadece, onların başına geliyor…Erkekler bunun bir parçası bile değil!”

Daha sonra, Katz, Mead Şapelindeki platformda bir beyaz tahta kullandı (ardından uygulama için yazar Julia Penelope’ye söz verildi) ve şunu yazdı:

“Dolayısıyla edilgen çatı kullanmak sadece kötü yazım değil, aynı zamanda politik. Bunun politik etkisi ise odağı John’dan Mary’ye kaydırmak olmuştur.”

John Mary’yi dövdü.
Mary, John tarafından dövüldü.
Mary dövüldü.
Mary dayak yedi.
Mary dayak yemiş bir kadın.

Katz, “İlk cümle, iyi bir İngilizce cümle: bir özne, bir fiil ve bir nesnesi var.” İkinci cümle, ilk cümlenin edilgen çatıyla yazılmış halidir ve Katz’a göre burada çok büyük bir fark ortaya çıkmıştır. Odak John’dan Mary’ye kaymıştır. John şimdi cümlenin sonundadır. Bunun anlamı, John’un ruhsal düzlemimizden çıkmaya çok yakın olmasıdır.

Üçüncü cümlede John yok olmuş. Dördüncüde, “dayak yedi” kavramı “dövüldü”nün yerini almış ve dizinin son cümlesinde “Mary’nin yeni bir kimliği olduğunu görebilirsiniz. O şimdi dayak yemiş bir kadın ve John artık konuşmanın bir parçası değil.”

Dilin faillerden ziyade kurbanları mesul tutma eğilimi, “suçlayan” kelimesinin “iddia sahibi mağdur” ifadesinin yerini alma şekliyle ispat edilmiştir.

“Bu” diye açıklıyor Katz, “cinsel şiddet konusundaki görüşmelerde çok büyük bir değişimdir. Cinsel tacize maruz kaldıklarını iddia etmek için öne çıkan artık rutin olarak ‘suçlayanlar’ olarak bahsediliyor. Bu kelimenin kullanımının arkasında çok şey yatıyor. Kamu genelde cinsel taciz veya diğer istismar “mağdurlarıyla” anlayışlı bir biçimde özdeşleşecek şekilde konumlanmıştır. Böylelikle, bir cinsel taciz olayını duyduğunuzda, ‘Korkunç bir şey. Bu çok kötü. Bu ben ya da benim umursadığım biri olabilirdi,’ diye düşünürsünüz.”

Fakat “suçlayan” kelimesini kullanmak süreci tersine çevirir, çünkü bu durum mağduru suçlayan bir kimseye dönüştürür. “Dolayısıyla halk olarak bizler, erkeğin işlediği iddia edilen suçun mağduru olan kadınla özdeşleşmek yerine, kadının suçlamasının mağduru olan faille biçimde özdeşleşmek üzere konumlanırız. Bu, hemen göze çarpmayan ince ancak derin bir ayrıntı değil mi? Bu, kurbanlara oturup çenelerini kapamalarının söylendiği ve öne çıkmamalarının öğütlendiği başka bir örnektir; çünkü eğer öne çıkarsanız suçlayan bir kişi olacaksınız ve sonra insanlar sizi buna neyin ittiğini sorgulamaya başlayacaklar. Bu, toplumun insanları öne çıkmaktan alı koyma yollarından biridir.”

Katz’ın bir saatlik sunumunun yoğunluğu —toplumun kadına yönelik muamelesini ortaya çıkaran çarpık dili hakkında “bir çözüm anından” diğerine sürüklenen— dinleyicileri yordu ama aynı zamanda ilham da verdi.


Yazar: Robert Keren
Çeviri: Zeynep Şenel Gencer 
Kaynak: Middlebury Magazine 


Farazi Dergi’de üretilen yazılı veya görsel içerikler, kaynak gösterildiği müddetçe çoğaltılabilir, yayınlanabilir.

Yorumlar

yorum

Zeynep Şenel Gencer hakkında 7 makale
1980 yılının ılık bir sonbahar günü Antalya’ da dünyaya geldi. Tek hayali seyyah olup dünyayı dolaşmaktı. Çocukluk yıllarında kum havuzlarından solucan çıkarmaya ve hamam böceği koleksiyonu yapmaya meyilliydi. Sonraları bir görsel matematikçi olarak görmeye kaydetmeye ve hafızasına kilitli yaşamaya mahkum edildi. Hiçbir şeyi unutmadı, unutturmadı. Resim müzik ve çeşitli maddi değeri olmayan uğraşlara merak saldı. Son gözdesi sinema için uzun yıllarını harcadı. Büyük şehirlerde, hayalet banliyölerde yaşadı. Mutlu oldu mutsuz oldu. Işıksız köşelere çekilip ağıtlar yaktı şiirler yazdı. Bazen kapıları çerçevelerinden söküp attı. Önceki hayatında erkek ve denizciydi. Fırtınalara aşkı çevresinde hep dehşet yarattı. Yelkenlerini açıp rüzgara karışmak istedi. Gün batımlarında, soluk şafak vakitlerinde gemi güvertelerinde sonsuz bir hayat sürmek istiyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*