Feminist Kültürel Çalışmaların Neyi Hatırlamaya İhtiyacı Var?

Birazdan kısaca değineceklerime bir uyarı ile başlamam gerekli. Ben Hall’un, akademik yaşamım boyunca bağlı olduğumu hissettiğim, bana ilham veren ve beni şekillendiren entelektüel bir projenin, yani feminist kültürel çalışmaların şekillenmesine olan katkısını yazacaktım. Fakat diğerlerinin, mesela Lucy Bland’in, Janice Winship’in, Angela McRobbie’nin veya Charlotte Brunsdon’un aksine kendimi ‘feminist kültürel çalışmalar’ ile ilgili yazmaya yetkin hissetmiyorum. Kadın Çalışmaları Grubu (Women Studies Group), Çağdaş Kültürel Araştırmalar Merkezi’nde (Centre for Contemporary Cultural Studies) ya “kültürel çalışmaları tümüyle ele geçirip ancak ondan sonra feminist bir eleştirisini yapmak” ya da “baştan itibaren ‘kadın sorunu’na odaklanmak” ikilemiyle mücadele ederken ben orada değildim [1]. Grup tarih, antropoloji, psikoloji ve edebi çalışmalar gibi disiplinlere ek olarak popüler kültür, cinsiyetçi eser sistemleri veya on sekizinci yüzyıl romanları gibi alanlarda kavramsal çalışmalar yaptı ve Lacan, Marx ve Foucault gibi çeşitli figürlerden etkilenen kuramsal akımlarla mücadele etti. Aynı zamanda, kendi deyişleriyle, “Grup, kuramsal münakaşalara girmek dışında elle tutulur bir çalışma yapmak da istedi” [2]. Women Take Issue dergisinin bölümleri boyunca, azimli feministler görüyorum: Kendilerinin ve başkalarının metinleri üzerine inceleme yapıyorlar, daha sonra cinsiyetçi ilişkilerin nasıl, nerede ve neyin etkisiyle yeniden üretildiğini anlamak için sokaklara, fabrikalara ve kızların yatak odalarına yöneliyorlar. Bu, feminizmin kültürel çalışmalar projesine damgasını nasıl vurduğunun geç anlaşılmış olmasına yönelik Hall’un yaptığı tasvire biraz ters düşen bir akademik niyetin tablosu:

“Kültürel çalışmalar için (diğer birçok kuramsal projeye ek olarak), feminizmin müdahalesi özgün ve belirleyiciydi. Keskindi… Gece gelen bir hırsız gibi, zorla girdi, söze karıştı, yakışık almayan bir gürültü yaptı, zamanını iyi değerlendirdi, kültürel çalışmalar masasına pisledi” [3].

Bev Skeggs, feministlerin ve feminizmin sosyolojiyle ilişkisi üzerine verdiği tutkulu ve entelektüel açıdan zengin anekdotunda, dirayetle şöyle der: “Hall tarafından tasvir edilen feminizmin keskin müdahalesi, bilginin pozitif olarak yeniden düzenlenmesidir: feministler nesne ve özne kültürünü baştan yazıyorlar, iktidar işleyişlerini yeniden tasavvur ediyorlar ve bilgiye ulaşmayı sağlayan mekanizmaları ifşa ediyorlar” [4]. Skeggs’in “feminizmin ve sosyolojinin kirli tarihi”, sosyolojide feminist kavramların nerede ve nasıl yutulduğunu ve sindirelemediğini kataloglayan elzem bir müdahaledir. Skeggs’in kaygısına benzer bir şekilde ben de, alanlarımızda (benim durumumda bunlar toplumsal cinsiyet, medya, kültürel ve kuir çalışmalar) yayılmakta olan hafıza kaybından endişeli ve rahatsızım. Bazen nedeni, Skeggs’in de işaret ettiği üzere, feminist fikirlerin anaakım disiplinlere dahil edilmesidir. Fakat ben yine de beden ve cisimleşme (embodiment) gibi kavramların düzenli olarak, feminist bağlamlarından ayrı sunulmasını hâlâ oldukça hayret verici buluyorum. Bazen üniversitelerdeki okuma listeleri, bellekleri bomboş öğrenciler yaratıyor, bu da demek oluyor ki biz hocalar, nesilleri unutmaya programlıyoruz. Bu, katı bir kanon öğretimini savunduğum anlamına gelmiyor; hatta aslında tam tersi. Gurminda Bhambra, sosyolojinin geleceği ile ilgili yakın zamanda Leeds’te düzenlenen bir konferansta açık bir şekilde şunu sordu: “Kendi soy ağacımızdan (geneology) olanlar dar görüşlü olduğunda ne yitirilir?” [5]. Bundan yola çıkarak, yazımın alt başlığı beni Hall’un, artık feminist kültürel çalışmaları hatırlayıp kolları sıvamamız gerektiğine dair düşüncesinin merkezinde yer alan ilkelere yöneltiyor. Ve elbette başlığım: Hall’a Feminist Bir Aşk Mektubu? Kulağa ne kadar da küstahça geliyor, o yüzden hızlıca açıklayayım. Kişisel olarak, Hall’un bir arkadaşı olduğumu söylemezdim. Onunla ilk olarak Illinois’teki “Cultural Studies Now” konferansında tanışmıştım. O zamanlar, utangaç bir lisansüstü öğrencisi olarak, teorik kahramanlarımın çizdiği, daha sonra 1992’ de yayımlanınca kültürel çalışmaların ana ilkelerine dönüşecek olan sınırlardan bakardım [6]. Bu kuramcılar tıpkı normal insanlar gibi davranıyorlar, sohbet ediyorlar ve yemek yiyorlardı. Hall’un, feminizmin kültürel çalışmalara nüfuz ettiğini yazdığı kitap bu konferanstan sonra oluşmuştu. Kısa bir süre sonra ondan, Université de Montréal’deki sosyoloji kadrosuna başvurmak için bir referans mektubu isteyecektim. Ondan rica edeceğim için heyecandan titriyordum, ama o son derece inayetli davrandı. Üstelik mektubu bundan da fazlasıydı. Kadroya, sadece sıra dışı başarı gösterenlere verilen bir statüyle birlikte kabul edildim. Yani bir bakıma, evet, ona bir mektup göndermek için yeterli sebebim var; aşk mektubu olmasa da bir şükran mektubu. Ancak bu kısa makaleyi aşk mektubu çerçevesine koymamın nedeni, Hall’un bunu sorun edeceğini düşünmemem. Buna son derece zıt olansa, benim için entelektüel açıdan başka bir mihenk taşı olan Michel Foucault. Meaghan Morris bunu eşsiz bir biçimde ifade ediyor: “Foucault’ya aşk mektubu göndermeyi düşünen hiçbir feminist mukabele tehlikesiyle karşı karşıya kalmazdı. Foucault’nun eserleri, kadınların gözdesi olan bir adamın eserleri değil” [7].

Hall’un eserleri ise feminizm, toplumsal cinsiyet ve kuir çalışmalar konusunda ilham vermekte. Hall’u öğrencilere nesillerce ‘öğrettim’. Elbette, fikirlerinin sadece küçük parçalar halinde aktarılabildiği göz önüne alındığında, ‘öğretmek’ problematik bir kelime. Ben her zaman onun karakterine, kendine yönelik bir şeyleri tercüme etmeye çalışıyorum ve ilk kitabım Sexing the Self için de bu çok ilham verici olmuştu [8]. Hall’un düzenlenmiş metni Representation: Cultural Representations and Signifying Practices, toplumsal cinsiyet ve kültürel çalışmalar alanlarındaki genç öğrenciler için çok gerekli [9]. Bunun yanı sıra öğrencilerime Sut Jhally ve Hall’un Representation & the Media videosunu izletiyorum [10]. Bu iki metin öğretmek için harika ama asıl, işitsel-görsel olanı insanın kelimelerin ötesine bakmasını sağlıyor. Öğrencilerime “Dinleyin”, diyorum, bu muhteşem ahengi; tutkunun fikirlere, fikirlerin politikaya nasıl nüfuz ettiğini dinleyin. Fikirleri nasıl önemli kıldığını dinleyin.”

Martin Luther King’in iletişim yeteneği üzerine yazarken James Baldwin şöyle der:

“Onun muhteşemliğinin sırrı sesinde, duruşunda ya da tutumunda yatmamaktadır -bütün bunlarla bir ilgisi olsa da… Sırrı, bence, ister siyahi ister beyaz olsunlar hitap ettiği insanlarla ilgili sahip olduğu samimi ve kişisel bilgilerde yatmaktadır. Ve ayrıca bu can yakıcı ve kafa karıştırıcı bilgiler üzerine açık yüreklilikle konuşmasında…” [11]

Bana kalırsa Hall’un bize verdiği şey bu. Onun yeteneği, kendimizi ırk, sınıf, cinsellik ve toplumsal cinsiyet yapılarında bulduğumuz zaman hepimize bireysel deneyimlerimizde, canımızı acıtan ve kafamızı karıştıran duygusal ve fiziksel tecrübelerimizde ulaşabilmesiydi. Hall’un bu yeteneği, kimliğin farklı insanlar ve gruplar tarafından nasıl farklı anlamlara gelebileceğine –ve akademisyenlerin bunu nasıl anlayabileceğine- dair kompleks bir anlayışının olmasındandı. Hall, kimliğin, yaşamın içindeki değişiklikler yoluyla devam eden bir yolculuk olduğunu anladı. “Konuşan ve konuşulan öznenin asla aynı olmadığını ve asla tam olarak aynı yerde olmadığını”  anlamamızı sağladı [12].

Althusser’den etkilenerek yazdığı, bolca alıntılanan makalesinde, Hall bize nasıl “farklılıkla ve farklılığın içinde yaşadığımızı” anlamamız için yol gösterdi [13].

Bu, kimliğe dair düşünürken muhafazakâr yollara saptığımızda yinelenmesi gereken bir argüman. Aynı zamanda, toplumsal cinsiyet çalışmaları, medya görselleri serisi hâlinde temsil ile ilgili bayat argümanlar üreten bir makineye dönüştüğünde işaret edilmesi gereken bir argüman. “Körü körüne biyolojik veya genetik olarak değil de; kültür, anlam ve temsil içinde deneyimlenen bir yaşamdan bahsedersek, erkeklerin ve kadınların içinde yaşadığı temsil sistemleri” anlayışı için tartışırken Hall’un söylemek istediği şey kesinlikle bu değildi [14].

Günümüzde, bir kategori ve pratik olan kimliğin, kimlik politikalarına indirgendiği bazı yolların aksine, Hall bize, kimliğe nasıl ve nereden geldiğimizi anlamlı kılacak bir teorik zemin olan eklemlenmeyi verdi. Hall’un, eklemlenmeyi, ‘kimliği’ entelektüel olarak zorlayıcı bir şey hâline getirecek şekilde kullanmasını bir kez daha dinleyin:

“Belli koşullar altında iki farklı ögeden bir bütün oluşturabilen bağlanma biçimi. Her daim gerekli, kararlı, kesin ya da elzem olmayan bir bağ. Hangi koşullar altında bir bağlanmanın meydana getirilebileceğini sormalısınız” [15].

Bu, kimliğin bütün formülasyonlarının karmaşık tarihini kuramsallaştırmaya başlayabileceğimiz zemini oluşturmaktadır.

Aynı ilgiyi, eklemlenmenin feminist metinlerdeki -veya metinler boyunca süregelen- tarihi dayanaklarına da gösterebilirsiniz. Judith Butler’ın Cinsiyet Belası kitabı bile devamlı olarak, cinsiyet sanki sabahki ruh halimize göre değişen bir şeymiş gibi çerçevelenerek yanlış okunmakta. Butler, argümanında bunun nasıl olduğunun altını çiziyor:

“‘Edimselliğin’ (performativity) iradeye dayalı ve keyfi bir tercih olarak okunması, söylemin ve özellikle de normların tarihselliği (mecburi söyleyiş içinde gizlenmiş ve çağrılan, kendini tekrarlayan ‘zincirler’ gibi) noktalarını kaçırıyor” [16].

Belli feminist ilkelere karşı meydan okumasıyla birlikte, trans kimlikler toplumsal cinsiyet çalışmalarında giderek daha merkezde yer alırken, tarihin hatıra ipliğini ve kimliğin geçiciliğini hala görebilirsiniz. Örneğin, Leslie Feinberg’in 1993’teki sıra dışı metni Stone Butch Blues’da eklemlenme işini Feinberg’in kendi sesinden duyabilirsiniz:

“Adil görünmüyordu. Hayatım boyunca benimle ilgili söylenen her şey ya lanetli ya da mide bulandırıcıydı. Ama eğer erkek isem ‘tatlı’ydım. Benim erkek olarak kabul edilmem, maskülen ya da feminen olmama dair süregelen bir suçlama gibi hissettirdi bana.”

Ya da Deleuze’ün fikirlerini feminist incelemelere dahil ederken, Hall’ün söyledikleri yankılanıyor: Hangi koşullar altında bir bağlantı yaratılabilir? Moira Gatens’e göre, soy ağacına (geleology) cinsiyet/toplumsal cinsiyet etolojisiyle bir çizgi çekerken: “bireysel insan bedenleri, daima daha büyük toplulukların parçaları ve kavramsal bir çerçeve olarak düşünülür: bireysel bedenlerin ve kapasitelerinin daha büyük topluluklara katılımından etkilenmesinin çeşitliliğinin hesaba katıldığı bir çerçeve…” [18].

Benim anlatmaya çalıştığım şey, kimliğin feminist çerçevelendirmelerinin Hall’u alıntıladığı ya da alıntılamış olması gerektiği değil. Bundan ziyade, Hall’un, kendi argümanının kimliği analiz etme zeminlerinin feministler, kuirler ve farklı ırklar için, hepimiz için eleştirel kalacağını öngörmesi.

Hall’un ‘kimliğin’ peşinden gitmesini izleyen yıllarda, böyle bir işin dışa vurumu söz konusuydu. Çoğu önemli kalırken, -örneğin Paul Gilroy’un 1993’teki The Black Atlantic kitabı feminist kültürel çalışmalar için taze ve provokatif kalmaktaydı- bazıları ise, mesela Butler’ı yanlış anladığından bahsettiğim eleştirmenler, son derece sıkıcı.
Kuramsal ve politik olarak, çalışmalarımıza yönelik kötü niyetli sağ-kanat saldırılar için kolay hedef sunmaktan başka neredeyse hiçbir şey yapmıyorlar. Feminizmin, kültürel çalışmaların, toplumsal cinsiyet ve kuir çalışmalarının neden gerekli olduğunu unutan o kadar çok tekrar var ki…

Hall’a olan mektubumu başka bir feministin sözleriyle sonlandırmak istiyorum. Michèle Barrett, Without Guarantees: In Honour of Stuart Hall‘ü yazarken, sosyolojinin neyi kaybettiğini (hayal gücü, fiziksel olan ve duygusal olan) hatırlatması için Hall’un çalışmalarını ve tutkusunu kullandı. Barrett’in argümanı da aynı şekilde -Hall’un bir akademisyen ve entelektüel olarak “bilincin ötesinde, tecrübe etmek için daha çok insanlığı, daha fazla hayal gücünü, daha yüksek algıyı” aramamıza dair örneğiyle- hepimiz için bir hatırlatıcı [19].


Notlar
[1] Women’s Studies Group, Women Take Issue: Aspects of Women’s Subordination, Hutchinson, London, 1978, p. 11.
[2] a.g.e.
[3] Stuart Hall, ‘Cultural Studies and its Theoretical Legacies’, in Lawrence Grossberg, Cary Nelson and Paula Treichler (eds), Cultural Studies, Routledge, New York, 1992, p. 282.
[4] Beverley Skeggs, ‘The Dirty History of Feminism and Sociology: Or the War of Conceptual Attrition’, The Sociological Review, vol. 56, no. 4, 2008, p. 682.
[5] Gurminder Bhambra, ‘The Publics of Sociology: Global and Social’, paper delivered to the Future Sociologies: Challenges to Practice, Policy and Politics conference, Leeds, 1 July 2015.
[6] Lawrence Grossberg, Cary Nelson and Paula Treichler (eds), Cultural Studies, Routledge, New York, 1992.
[7] Meaghan Morris, ‘The Pirate’s Fiancée’, in Meaghan Morris and Paul Patton (eds), Michel Foucault: Power, Truth, Strategy, Feral Publications, Sydney, 1979, p. 152.
[8] Elspeth Probyn, Sexing the Self: Gendered Positions in Cultural Studies, Routledge, London, 1993.
[9] Stuart Hall (ed), Representation: Cultural Representations and Signifying Practices, Sage, London, 1997.
[10] Sut Jhally and Stuart Hall, Representation and the Media, Media Education Foundation, New York, 1997.
[11] James Baldwin, ‘The Dangerous Road before Martin Luther King’, Harpers Magazine, February 1961, <http://harpers.org/archive/1961/02/the-dangerous-road-before-martin-luther-king/>.
[12] Stuart Hall, ‘Cultural Identity and Diaspora’, in Jonathan Rutherford (ed.), Identity: Community, Culture, Difference, Lawrence & Wishart, London, 1990, p. 222.
[13] Stuart Hall, ‘Signification, Representation, Ideology: Althusser and the Post-Structuralist Debates’, Critical Studies in Mass Communication, vol. 2, no. 2, 1985, p. 92.
[14] a.g.e., p. 104.
[15] Stuart Hall, ‘On Postmodernism and Articulation: An Interview with Stuart Hall’, Lawrence Grossberg (ed.), Journal of Communication Inquiry, vol. 10, no. 2, 1986, p. 53.
[16] Judith Butler, Gender Trouble, Routledge, New York, 1990, p. 187.
[17] Feinberg cited in Anika Stafford, ‘Departing Shame: Feinberg and Queer/Transgender Counter-Cultural Remembering’, Journal of Gender Studies, vol. 21, no. 3, 2012, p. 308.
[18] Moira Gatens, ‘Sex, Gender, Sexuality: Can Ethologists Practice Geneaology?’, The Southern Journal of Philosophy, vol. 35, Supplement, 1996, p. 11.
[19] Michèle Barrett, ‘Sociology and The Metaphorical Tiger’, in Paul Gilroy, Lawrence Grossberg and Angela McRobbie (eds), Without Guarantees: In Honour of Stuart Hall, Verso, London, 2000, p. 20.

Kaynakça

Baldwin, J., ‘The Dangerous Road before Martin Luther King’, Harpers Magazine, February 1961, <http://harpers.org/archive/1961/02/the-dangerous-road-before-martin-luther-king/>.

Barrett, M., ‘Sociology and The Metaphorical Tiger’, in P. Gilroy, L. Grossberg and A. McRobbie (eds), Without Guarantees: In Honour of Stuart Hall, Verso, London, 2000.

Bhambra, G., ‘The Publics of Sociology: Global and Social’, paper delivered to the Future Sociologies: Challenges to Practice, Policy and Politics conference, Leeds, 1 July 2015.

Butler, J., Gender Trouble, Routledge, New York, 1990.

Gatens, M., ‘Sex, Gender, Sexuality: Can Ethologists Practice Geneaology?’, The Southern Journal of Philosophy, vol. 35, Supplement, 1996.

Gilroy, P., The Black Atlantic: Modernity and Double Consciousness, Harvard University Press, Cambridge, 1993.

Grossberg, L., C. Nelson, and P. Treichler (eds), Cultural Studies, Routledge, New York, 1992.

Hall, S. (ed.), Representation. Cultural Representations and Signifying Practices, Sage, London, 1997.

Hall, S., ‘Cultural Studies and its Theoretical Legacies’, in L. Grossberg, C. Nelson and P. Treichler (eds), Cultural Studies, Routledge, New York, 1992.

Hall, S., ‘Cultural Identity and Diaspora’, in J. Rutherford (ed.), Identity: Community, Culture, Difference, Lawrence & Wishart, London, 1990.

Hall, S., ‘On Postmodernism and Articulation: An Interview with Stuart Hall’, L. Grossberg (ed.), Journal of Communication Inquiry, vol. 10, no. 2, 1986.

Hall, S., ‘Signification, Representation, Ideology: Althusser and the Post-Structuralist Debates’, Critical Studies in Mass Communication, vol. 2, no. 2, 1985. doi: http://dx.doi.org/10.1080/15295038509360070

Jhally, S. and S. Hall, Representation & the Media, Media Education Foundation, New York, 1997.

Morris, M. ‘The Pirate’s Fiancée’, in M. Morris and P. Patton (eds), Michel Foucault: Power, Truth, Strategy, Feral Publications, Sydney, 1979.

Probyn, E. Sexing the Self: Gendered Positions in Cultural Studies, Routledge, London, 1993. doi: http://dx.doi.org/10.4324/9780203167854

Skeggs, B., ‘The Dirty History of Feminism and Sociology: Or the War of Conceptual Attrition’, The Sociological Review, vol. 56, no. 4, 2008. doi: http://dx.doi.org/10.1111/j.1467-954X.2008.00810.x

Stafford, A., ‘Departing Shame: Feinberg and Queer/Transgender Counter-Cultural Remembering’, Journal of Gender Studies, vol. 21, no. 3, 2012. doi: http://dx.doi.org/10.1080/09589236.2012.691645

Women’s Studies Group, Women Take Issue: Aspects of Women’s Subordination, Hutchinson, London, 1978.


Kaynak: Probyn, E. (2016),A Feminist Love Letter to Stuart Hall; or What Feminist Cultural Studies Needs to Remember”, Cultural Studies Review. 22(1), ss. 294-301.

Çeviren: İrem Şimşek


Farazi Dergi’de üretilen yazılı veya görsel içerikler, kaynak gösterildiği müddetçe çoğaltılabilir, yayınlanabilir.

 

Yorumlar

yorum

İrem Şimşek hakkında 1 makale
Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans bölümünü bitirdi, İngiliz Kültür Araştırmaları alanında yüksek lisans yapıyor. Tiyatronun Brechtyenini, kedinin yüzsüzünü sever.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*