David Cronenberg: The Fly filmi ve Kafka’nın Dönüşüm’ü üzerine

Bir sabah uyandığımda, kendimi yetmiş yaşında bir ihtiyar olarak buldum. Bu durum Dönüşüm‘de Gregor Samsa’ya olanlardan farklı mıydı? Samsa, uyandığında kendisini dev bir böcek olarak (ev sahibinin temizlikçisinin anlattığına göre muhtemelen bok böceği familyasından) bulmuştu ki bu timsal güçlü bir yapıda olmadığının işaretiydi.

Burada Gregor ile benzer tepkiyi verdiğimi düşünüyorum; oldukça şaşkın ve kafası karışık bir haldeyiz ve bu anlık yanılsamanın yakında yok olacağını, yaşamlarımızı terk ederek geçmişte olduğu gibi devam edeceğimizi düşünüyoruz. Bu eş dönüşümlerin kaynağı ne olabilir ki ? Şöyle ki, gerçekleşeceği ön görülen o çok uzaktaki doğum günü kapını çaldığında şaşırmamalı yahut şok olmamalısın. O çok iyi niyetli arkadaşlarından birisinin söyleyeceği gibi: Yetmiş sadece bir rakam! Peki, bu rakamın, benzeri olmayan fiziksel insan yaşamındaki yeri gerçekten ne olabilir?

Gregor örneğinde; seyyar satıcı olan genç, Prag’daki ailesine ait apartmandaki evinde geçirdiği gecenin sabahına insan ve böcek ikiliğinin melezliğinde garip bir varlık olarak uyanır. Kesin bir şey söylemek gerekirse bu onun ön gördüğü bir durum değil. Tahmin edilebileceği üzere; ev sahibinin, anne, baba, kız kardeş, hizmetçi ve aşçının tepkisi hissiz bir korkunun irkiltisinden ibaret. Ailenin bütün üyeleri, bir böceğin de canı olduğunu ve buna dönüşmenin, ortalama monoton bir insan yaşamı için neşeli ve yüceltici bir deneyim olabileceğini vurgulayarak kendilerini bu varlığa karşı teselli etmek zorundaymış gibi hissetmiyorlar. O halde sorun ne? Bu hayali avuntu her halükarda hikayenin yapısında yer alamaz çünkü Gregor insanların konuştuklarını anlayabilmekte fakat konuşmaya çalıştığında anlaşılamadığı için ailesi tarafından insan zekasına sahip olmayan bir yaratıkmış gibi düşünülmektedir. (Gerçi şu da bilinmeli ki, burjuvazi sıradanlıklarının içerisinde bir şekilde o yaratığın kendi Gregor’ları olduğunu kabul ediyorlar. Örneğin, devasa bir böceğin Gregor’u yutmuş olma fikri bile akıllarına gelmiyor, böyle bir hayal gücüne sahip değiller. Böylelikle Gregor, bakımının sağlanması gereken bir problem olmaktan öteye geçemiyor.)

Dönüşüm’ün 1915 basımının kapağından.

Dönüşümü, Gregor’u bir felçliymiş gibi kendi içerisine kapatıyor. Bana ve Gregor’a dair olan bu iki senaryo oldukça farklı ki birisi çıkıp neden bunları karşılaştırma zahmetine girdiğimi sorabilir. Dönüşüm kaynağının aynı olduğunu iddia edebilirim: ikimiz de ne olduğumuz hakikatinin bilincine maruz kalarak uyanıyoruz. Bu bilinç geri dönüşü olmayan bir derinliğe sahip; her durum yeni bir yanılgıyı ve kaçınılmaz gerçekliği öylesine içinde barındırıyor ki hayat her zaman olduğu gibi devam etmiyor.

Gregor’un dönüşümü bir idam hükmü ya da diğer bir deyişle onun kaçınılmaz sonu mu? Gregor hayata neden bir böcek olarak devam edemiyor? Bir böceğin esas dayanıklılığına karşı gelen mahvolmuş, üzgün ve melankolik insan beyni mi? Böceğin yaşama uğraşına hatta beslenmesine bile karşı gelen beyin midir? Peki bu böceğin sorunu ne? Böcek takımlarınca Coleoptera olarak anılan ve kılıflanmış kanat anlamına gelen kınkanatlılar (Gregor sert gövdesinin altında taşıdığı kanatlarını hiç keşfedememiş olsa bile) oldukça çetinler ve yaşamaya heveslilerdir, böcek çeşitliliği dünyadaki diğer takımlardan daha fazladır.

Şöyle ki, Gregor’un da sağlıklı ciğerlerinin olmadığını öğreniyoruz, tıpkı böcek olan Gregor’un da sağlıklı olmadığı gibi, onu ölüme yaklaştıran neden belki de bu ya da tıpkı Kafka’nın kırk yaşında tüberküloza yakalanarak açlıktan kan kusması gibi onu öldüren şey giderek artan iştahsızlığıdır. Peki ya ben ? Benim ölüm fermanım yetmişinci yaş günüm mü? Tabiki de öyle. Bazen kendimi felçliymiş gibi içime kapatıyorum. Bunun açığa çıkmasında yatağın ve günlük yaşantı içerisindeki önemsiz ayrıntıların bellek, arzu ve korku ile öğütülüp harmanlandığı rüyaların payı var.

Gregor , Kafka’nın hiçbir zaman detaylandırarak anlatmadığı korku dolu rüyalardan uyanıyordu. Peki Gregor rüyasında bir böcek olduğunu görüp, uyandığında kendisini öyle mi buldu? “‘Ne olmuş bana böyle?’diye düşündü.” Kafka, Gregor’un yeni fiziksel halini kastederek “rüya değil,” demekte, fakat korku dolu rüyalarının beklentisel böcek rüyaları olup olmadığı muallak.

Yönetmenliğini ve yardımcı senaristliğini yaptığım George Langelaan’ın kısa hikayesi The Fly (Sinek) filminde Jeff Goldblum tarafından canlandırılan kahramanımız Seth Brundle insan/sinek karışımı korkunç bir dönüşüme uğrarken şöyle demişti : “İnsan olmanın mutluluğunu rüyasında gören bir böcektim. Fakat rüya bitti ve böcek uyandı.” Böylelikle eski sevgilisini, artık empati ve merhamet yoksunu bir yaratığın tehlikesinde olduğunu dile getirerek uyarıyordu. Ağustos böceğinin kabuğundan ayrılması gibi insanlığından sıyrılmıştı ve artık ortaya çıkan şey insandan çok uzaktı. Anlattığı kadarıyla, bilincinin farkında bir insan olmak, devamı hiçbir zaman gelmeyecek bir rüyadan veya illüzyondan fazlası olamazdı. Benzer olarak Gregor da insanlığından arta kalan şeylerin gölgesinde olmanın huzursuzluğunu yaşıyordu, tıpkı Gregor’un odasında duran canlının artık Gregor olmadığını ailesinin hissetmeye başlaması gibi. Ancak; sinek olan Brundle’ın aksine, böcek olan Gregor’un kendisinden başkasına zararı dokunmuyordu ve ailesi utanç kaynağına dönüşmüş bir yükten kurtulmanın tadına vardığı için Gregor akla son dakika gelen bir düşünce gibi kayıp gidiyordu.

The Fly, 1986 yılında ilk kez yayımlandığında, Brundle’ın hazmedemediği hastalığın AIDS’i temsil ettiği varsayılıyordu. Bunu gayet iyi anlıyorum çünkü gittikçe yaygınlaşmaya başladığında AIDS herkesin aklındaydı. Fakat benim için, Brundle’ın hastalığı daha çok zihinseldi: yapay bir hızla yaşlanıyordu. Fani bedeninin farkına varan bir bilinci temsil ediyordu ve eğer daha uzun yaşasaydık, hepimizin yüzleşeceği kaçınılmaz dönüşümün keskin bilinci ve mizahı ile bütünleşmişti. Uysal, yardımsever ve meçhul Gregor’un aksine, Brundle bilimin kubbesinde bir yıldızdı ve onun kötülüğüne sebep olan şey cesurca fakat dikkatsizce yapılan ışınlanma deneyiydi. (DNA’sı gezgin ruhlu bir sineğinki ile karışır.)

Langelaan’ın hikayesi ilk 1957’de Playboy dergisinde basıldığında, kahraman bilim insanının özenle kurduğu teknik yapıyla (kullanılan iki telefon kulübesiyle) bilim kurgu türünün içerisinde yer aldı. Elbette, teknolojiye yönelik tartışmaları barındırmadığı ve bilimsel araştırmanın kibrini veya askeri amacını içermediği için Kafka’nın hikayesi bilim kurgu değil. Herhangi bir bilim kurgu kandırmacası olmadan Dönüşüm bizleri refleksif yorumlamaya itiyor; ancak Gregor da dahil hikayedeki hiçbir karakterin bu şekilde düşünmediği ortada. Bir aile sırrının yahut günahının Tanrı yada Kader Tanrıçaları tarafından böyle korkunç bir intikamla sonuçlanabileceği üzerine tefekkür edilmiyor, hatta en basitinden bir uçağın varlığı bile sorgulanmıyordu. Garip olan ise, üstünkörü, ehemmiyetsiz ve materyalist şeylerle ilgilenmeleriydi; bu da neredeyse birilerinin karşılaşmak istemeyeceği bir durumdaki zavallı normal bir ailenin tavrını göz önünde bulundurarak kıyıda kalmış duyguları açığa çıkarıyor.

Büyülü dönüşümlerin hikayeleri, insan unsurunun her zaman bir parçası olmuştur. Bütün yaşam biçimleri için hissettiğimiz evrensel empati duygusunu dile getirip, bütün dinlerin yansıttığı aşkınlığa olan arzuyu ifade etmektedirler. Herhangi bir varlığa dönüşüm, bizleri reankarnasyonu veya ölümden sonra başka bir yaşamın olma ihtimalini düşünmeye itiyor. Bu nedenle anlatıcı her ne kadar berbat ve korkunç olsa da; hikayeler umutlu ve inançlı bir anlayışa sahipler. Şüphesiz, sinek Brundle manik güç ve iktidarın evrelerinden geçerken, insan ve böcek bileşenlerini bir araya getirerek mükemmel bir oluşum haline geleceğine inanmış. Brundle’ın Doğa Tarihi Müzesi olarak adlandırdığı ilaç dolabının içerisine dikkatlice sakladığı insan vücudunun derisini değiştirmeye başladığında bile bedensel evrimini görmeyi reddedip bunu zafer saymıştır.

Bunların hiçbiri Dönüşüm’de yok. Böcek Samsa, pis ve dağınık odasının tavanındaki pislikten (böcek hazzı) ya da kız kardeşinin çaldığı violin sesini dinlemekten ( insan hazzı) küçük karışık hazlar alsa da melez olduğunun zar zor farkına varıyor. Ancak, Samsa ailesi böcek Samsa’nın ayak bağı olmuş ve kafesi haline gelmiş durumda. Samsa’nın, dönüşümünün öncesinde ve sonrasında da ailesinin ihtiyaçlarına hizmet ediyor olması onun tamamen şu farkındalığa varmasını sağlamış: “Eğer ortadan kaybolursam ailem için daha rahat olacaktır.” Aslında bu, onun ailesine karşı duyduğu sevginin karşılığı; ondandır ki yavaşça ölerek tam da düşündüğü şeyi yapıyor.

Her ne kadar fantastik olsa da, böcek Samsa’nın kısa hayatı kararlılıkla işlevsel ve dünyevi doğrultuda tüketildiği için hikaye karakterlerinin felsefelerine ve derin düşüncelerine inemiyoruz. Fakat o uğursuz sabah, Samsa ailesi oğullarının odasında genç ve özverili çalışkanlığı ile kendilerine destek olan bir seyyar satıcı yerine; hilebaz, yarı kör ve bir baston ile zar zor seyyar satıcılık yapan, 89 yaşında aşırı bunamadan dolayı abuk sabuk konuşup, pantolonunu pisleten aksi bir ihtiyar bulsalardı hikaye ne kadar benzer olurdu değil mi? Bir sabah Gregor Samsa korkulu rüyalarından uyandığında kendini yatağında bunak, engelli ve bakıma muhtaç olarak bulsaydı ne olurdu ? Ailesi dehşete düşerdi ama yine de dönüşüme uğramış olsa da kendi Gregorlarını tanırlardı. Nihayetinde, hikayenin böceğe dönüşülmüş kısmında, onun kendi Gregorları olmadığına karar veriyorlar, bu yüzden Gregor için yok olmak bir lütuf haline geliyor.

The Fly için tanıtım turuna çıktığım zaman, sıklıkla şu soru ile karşılaşıyorum: Entomolojik bir dönüşüme uğramam gerekseydi ne tür bir böcek olmayı seçerdim? Hem muazzam bir uçuşa sahip oluşlarıyla hem de dingil altında uzayabilen çene yapılarının su altı larva safhasındaki ilginçlikleriyle Yusufçuk böceğine zaafım olsa da cevaplarım o günkü ruh halime göre değişebiliyor. Düşündüm de havada çiftleşme bile tatmin edici olabilir. Şöyle bir cevap gelmişti:’ “O zaman yusufçuk böceğinin havaya doğru yükselmesi ruhunuzu temsil ediyor diyebilir miyiz? Tam da aradığınız şey gibi.” Hayır, tam olarak öyle değil, dedim. Eğer bir kuş veya kurbağa tarafından yutulmamayı başarabilirsem, sadece basit bir Yusufçuk olmayı, çiftleşmeyi ve yaz biterken ölmeyi dilerdim.

 

The Paris Review’da yayımlanan “The Beetle and the Fly” (David Cronenberg) başlıklı yazıdan Dilara Erdem tarafından çevrilmiştir.

Benzer İçerik:

Yorumlar

yorum

Dilara Erdem hakkında 3 makale
Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, öğrencilik döneminde üniversite radyosunda başladığı iletişim alanını sinemada sürdürme hayalinde ve insan etkileşiminin olduğu alanların peşinde.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*